reklamalanı1
Reklam
Köşe Yazıları

Her Şeyin Yozlaştığı Şehir: Adıyaman

Yakup TosunYakup Tosun
18 Eylül 2026 00:45
137 görüntülenme
Her Şeyin Yozlaştığı Şehir: Adıyaman

Gece…

Masada yarım kalmış bir kahve.

Yanında susmayı öğrenmiş bir şehir.

Bir de insanın kendi memleketine bakarken içine çöken o tuhaf ağırlık…

Eskiden bu şehirde geceleri başka türlü susardık.

Şimdi başka türlü susuyoruz.

Eskiden sessizlik huzurdandı.

Şimdi biraz hayal kırıklığından…

Biraz güvensizlikten…

Biraz da “Ne değişecek ki?” yorgunluğundan.

Kahveden bir yudum alıyorum, acı.

Bir derin duman çekiyorum, ciğerlerimde ki oksijeni tüketerek ama adıyaman kadar nefessiz  olmuyor yinede.

Depremden önceki Adıyaman’ı özlüyorum.

Muhtemelen benim gibi birçok insan da özlüyor.

Evet…

Çok yatırımımız yoktu. Çok büyük değildik.

Belki şehircilik anlayışımız bugünkü kadar konuşulmuyordu. Ama birbirimizi biliyorduk.

Büyük küçüğünü tanırdı.

Küçük büyüğüne saygı duyardı.

Bir selamın vardı.

Bir hatırın vardı.

Bir komşuluğun vardı.

Bir kapın vardı.

Ve en önemlisi…

İnsan insana güvenirdi, Adıyaman’da.

Çünkü herkes zengin değildi ama herkesin bir itibarı vardı.

Herkes makam sahibi değildi ama herkesin bir sözü vardı.

Herkes birbirini sevmeyebilirdi mesela.

Ama birbirine bir sınır kadar saygı gösterirdi.

Peki Şimdi?

Şimdi sınırlar da değişti.

İnsanların birbirine yaklaşma mesafesini artık samimiyet değil, menfaat belirliyor sanki.

“Bana ne kazandırır?”

“Bana ne kaybettirir?”

“Kimle yan yana görünürsem işime yarar?”

“Kimden uzak durursam yarın önüme taş koymaz?”

Velhasıl…

Ne güzel şehir olduk!

Binalar yükseliyor…

Ama insanın insana olan mesafesi de yükseliyor.

Deprem Binaları Yıktı, Biz Birbirimizi Yıkmaya Başladık

6 Şubat’ta hepimiz aynı enkazın altında kaldık. Kimsenin siyasi görüşü yoktu o sabah.

Kimsenin makamı yoktu. Kimsenin unvanı yoktu. Kimsenin “ben kimim” deme lüksü yoktu. Hepimiz insandık. Hepimiz korkuyorduk. Hepimiz birbirimize muhtaçtık.

Sonra enkaz kaldırıldı.

Ve galiba bazı şeyleri enkazın altında bırakmayı unuttuk.

Ego oradan çıktı.

Menfaat oradan çıktı.

Siyasi hesap oradan çıktı.

Küçük hesaplar oradan çıktı.

Bir de birbirimizi yeniden sınıflandırmaya başladık.

Kim bizden?

Kim değil?

Kim makbul?

Kim değil?

Kim yukarıda?

Kim aşağıda?

Kim kimin yanında?

Kim kimin karşısında?

Depremden sonra yepyeni bir şehir kuracağımızı düşünüyorduk, yanıldık.

Meğer önce yepyeni bir siyasi sosyoloji kurulmuş.

Biz Şehir Beklerken, Birileri Sahne Kurmuş

Depremden sonra hepimiz aynı hayali kurduk:

“Adıyaman yeniden doğacak.” Daha planlı olacak.Daha modern olacak. Daha güvenli olacak. Daha yaşanabilir olacak. Gençler geleceğini burada görecek.

Sanayi gelişecek.

İstihdam artacak.

Şehir nefes alacak.

Biz de dedik ki: “Tamam…”

Şimdi herkes elini taşın altına koyacak.

Siyasetçisi koyacak.

Bürokratı koyacak.

İş insanı koyacak.

Vatandaşı koyacak.

Ama zaman geçtikçe taşın altına el koyma meselesinin biraz farklı anlaşıldığını gördük.

Bazıları elini taşın altına değil…

birbirinin cebine uzatmaya çalışıyor gibi bir görüntü oluştu.

Kimse alınmasın.

Bu bir isim meselesi değil. Bu bir zihniyet meselesi.

Çünkü şehir yeniden kurulurken bazıları şehrin geleceğinden çok kendi geleceğinin hesabını yaparsa… Orada sorun başlar.

Şehir planlanırken insanları dizayn etmeye çalışırsanız… Orada başka bir sorun başlar.

Kurumları yönetmek yerine kurumların kimlerle yönetileceğini hesap etmeye başlarsanız…

Orada devletin kurumsallığı tartışılır. Ve bütün bunların üzerine bir de siyasi güzellemeler serpiştirirseniz…

Adıyaman’ın gerçeğiyle sosyal medya fotoğrafı arasında kilometreler oluşur.

Bir Fotoğraf Karesine Sığmayan Şehir Adıyaman

Son yıllarda siyasetin en güçlü icadı nedir biliyor musunuz?

Fotoğraf.

Bir toplantı.

Bir ziyaret.

Bir tokalaşma.

Bir kurdele.

Bir kürsü.

Bir gülümseme.

Bir de altına:

“Adıyaman için çalışıyoruz.”

Tamam. Çalışın.

Ama kahve soğumadan soralım:

Nerede?

Hangi genç iş buldu?

Hangi yatırım geldi?

Hangi üretim arttı?

Hangi sorun çözüldü?

Hangi kurum vatandaşın işini kolaylaştırdı?

Hangi vizyon şehrin önüne konuldu?

Bunları konuşalım.

Çünkü artık Adıyaman’ın fotoğrafa değil…

sonuca ihtiyacı var.

Fotoğraf çok.

Söz çok.

Açıklama çok.

Güzelleme çok.

Ama vatandaşın cebine, evine, işine ve geleceğine dokunan sonuç konusunda daha çok konuşmaya ihtiyacımız var.

Çünkü billboardlar şehir değildir.

Sosyal medya paylaşımı şehir değildir.

Protokol sıraları şehir değildir.

Şehir…

sabah işe giderken geleceğinden emin olan insanın yüzüdür.

Bürokrasi De Bu Hikayenin Sessiz Kahtamanı

Siyaset konuşuyoruz.

Ama bürokrasiyi geçmeyelim.

Devletin kurumları siyasetin günlük hesaplarından uzak, hukuk ve kamu yararı temelinde çalıştığında vatandaş kendisini güvende hisseder. Tersi olduğunda ise başka bir düzen ortaya çıkar.

Vatandaş işini çözmek için mevzuata değil, telefon rehberine bakmaya başlar.

“Tanıdığın var mı?”

“Bir arayabilir misin?”

“Şununla konuşsan…”

“Bizi bir yere yönlendirse…”

İşte o noktada devletin kapısı hala oradadır ama vatandaşın zihnindeki devlet algısı değişmeye başlar.

Oysaki Devletin gücü makam koltuğundan gelmez.

Kurumsallıktan gelir.

Ve hiçbir siyasi makam, hiçbir bürokrat, hiçbir dönem bu gerçeğin üzerinde değildir.

Çünkü makamlar geçicidir.

Devlet kalıcıdır.

Asıl canımı acıtan ise başka.

Dostluk.

Vefa.

İnsanlık.

Eskiden bir dostun yanlışını yüzüne söylerdin.

Ama arkasından satmazdın.

Bugün ise bazı ilişkiler sanki süreli sözleşme gibi.

Çıkar varsa dostsun. Çıkar bittiyse rakipsin.

Dün aynı sofrada ekmek bölüştüğün insan…

Bugün hakkında konuşulacak bir malzeme oluyor. Dün omuz omuza yürüdüğün insan… Bugün yürüyüş yolunda karşına çıkmasın diye dua ediyorsun.

Ve bütün bunlar yapılırken yüzlerde hala o meşhur tebessüm:

“Biz kardeşiz.”

Tabii… Kardeşiz.

Ama galiba miras paylaşımında biraz anlaşamıyoruz gibi, deprem sonra yaşanılanları biliyoruz.

Bence Adıyaman’ın en büyük enkazı artık beton değil.

Güven.

Birbirimize olan güven.

Siyasete olan güven.

Kurumlara olan güven.

Geleceğe olan güven.

Ve belki de en acısı…

Kendi şehrimize olan güven.

Çünkü insan memleketini sevmekten vazgeçmez. Ama memleketinde yaşamaktan yorulabilir. İşte bugün birçok insanın yaşadığı çelişki tam da bu.

Adıyaman’ı seviyor. Ama Adıyaman’dan gitmek istiyor.

Giderse özleyeceğini biliyor.

Dönerse neyle karşılaşacağını kestiremiyor.

Kalırsa yoruluyor. Giderse vicdan yapıyor.

Bu şehir insanına garip bir duygusal borç yükledi.

Seviyorsun ama yoruluyorsun.

Özlüyorum ama uzaklaşmak istiyorum.

Ne büyük çelişki.

Adıyaman  Adı Yamanlıktan Çıkmasın

Bir şehir fitneyle büyümez.

Menfaatle büyümez.

Koltukla büyümez.

Birbirini aşağı çekerek büyümez.

Siyasi kamplaşmayla büyümez.

İnsanları birbirine düşürerek hiç büyümez.

Şehir;

adaletle büyür.

liyakatle büyür.

ahlakla büyür.

üretimle büyür.

eğitimle büyür.

güvenle büyür.

Ve en önemlisi…

İnsanına değer vererek büyür.

Adıyaman’ın adı yaman. Öyle de kalsın. Ama “yamanlık” artık birbirimize yaptığımız oyunların adı olmasın. Bu şehir birbirini kandıranların şehri olmasın,

birbirine güvenenlerin şehri olsun.

Neyse kahvem artık soğudu.

Gece ilerliyor.

Şehir sessiz.

Ama ben bu sessizliğin huzur olduğunu düşünmüyorum artık.

Bu biraz kırgınlık.

Biraz yorgunluk.

Biraz da “daha ne kadar böyle gidecek?” sessizliği.

Ve masamın üzerinde tek bir soru:

Biz depremde şehrimizi kaybettik de yeniden mi kuramadık, yoksa şehri yeniden kurarken birbirimizi mi kaybettik?

Cevabı herkes kendi vicdanında versin.

Çünkü bazı soruların cevabı gazetede yazmaz. Kürsüden okunmaz. Basın açıklamasında söylenmez. Fotoğraf karesine girmez.

Bazı cevaplar sadece gecenin sessizliğinde…

Bir fincan kahvenin dibinde…

İnsanın kendi vicdanına bakınca çıkar.

Ve benim bu gece Adıyaman’a dair gördüğüm şey şu:

Binalar yükseliyor olabilir.

Ama güven yükselmiyorsa,

biz henüz bu şehri yeniden kurmuş sayılmayız.

Çünkü…

Bir şehrin enkazını kaldırmak kolaydır.

Asıl mesele, o şehrin insanının kalbindeki enkazı kaldırabilmektir ama kaldırabilecek birileri malesef yok!

#yatos

#DağınıkMasaHikayaleri

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.