Erdoğan’ın Akşemseddin’i Kim?

AKParti’nin 25. yılına sayılı günler kala aklıma gelenler…
AKParti’nin 25. kuruluş yıl dönümüne sayılı günler kala insan ister istemez geriye dönüp bakıyor.
Bazen tarihe tek tek bakarsınız, sadece olayları görürsünüz.
Ama biraz uzaklaşıp bütüne baktığınızda, birbirinden bağımsız görünen bazı olayların aynı hikayenin parçaları olduğunu fark edersiniz. Ve bu hikaye İstanbulun ikinci fethi ile anlam buluyor aslında.
İşte benim aklıma takılan da tam olarak bu oldu.

Erdoğan’ın Akşemseddin’i kimdi?
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinde yanında duran Akşemseddin…
Peki Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yolculuğunda yıllar sonra İstanbul seçimlerini kazanmasından bugüne ona yön veren, bir neslin zihnine ve siyaset anlayışına iz bırakan isim kimdi?
Cevap benim için çok açık:
Necmettin Erbakan.
Çünkü Erdoğan’ın hikayesi 2001’de başlamadı.
Daha geriye gitmek gerekiyor.
MTTB’ye…
Milli Gençlik Vakfı’na…
Milli Görüş hareketine…
Erbakan’a…
Ve o dönem yetişen gençlerin zihninde büyüyen büyük Türkiye idealine…
MTTB, onlarca yıl boyunca Türkiye’nin önemli gençlik hareketlerinden biri oldu. Erdoğan da 1976 yılında MTTB’de kültür müdürlüğü yaptı.
Sonra Milli Görüş geldi.
Erbakan’ın siyasi hayatı boyunca anlattığı Türkiye tasavvuru vardı.
Bağımsız bir Türkiye…
Kendi savunma sanayisini kurabilen bir Türkiye…
Kendi teknolojisini üreten bir Türkiye…
Dış politikada kendi kararlarını verebilen bir Türkiye…
İslam dünyasıyla daha güçlü bağlar kuran bir Türkiye…
Ve elbette Ayasofya gibi sembollerin yeniden milletin hafızasındaki anlamına kavuşması…
Fakat Erbakan’ın siyaset yaptığı dönem ile Erdoğan’ın siyaset yaptığı dönem aynı değildi.
Türkiye değişti.
Dünya değişti.
Siyasi dengeler değişti.
İletişim değişti.
Devletin refleksleri değişti.
Dolayısıyla Erbakan’ın döneminde hayal edilen bazı hedeflerin, o dönemin konjonktüründe gerçekleştirilmesi çok daha zordu.
Sonra 2001 geldi.
14 Ağustos…
AKParti kuruldu.
Erdoğan’ın kendi ifadesiyle yeni bir siyasi hareket ortaya çıktı.
Ve belki de hikayenin en ilginç tarafı burada başladı.
Çünkü Erdoğan, Erbakan’ın öğrencisi olarak başladığı siyasi yolculukta zamanla kendi siyaset modelini oluşturdu.

Hocanın hayalleri vardı.
Öğrencinin ise başka bir dönemi vardı.
Ve bugün geriye baktığımızda insan ister istemez bazı sorular soruyor.
Ayasofya…
86 yıl sonra yeniden ibadete açıldı. 24 Temmuz 2020’de ilk cuma namazı kılındı.
Taksim Camii…
Yıllarca tartışıldı.
Yıllarca konuşuldu.
Yıllarca “olur mu, olmaz mı?” denildi.
28 Mayıs 2021’de ibadete açıldı. Erdoğan da açılışta Taksim Camii’ni Ayasofya’ya verilen bir selam ve İstanbul’un fethinin 568. yılına hediye olarak nitelendirdi.
Bunlar sadece iki yapıdan mı ibaret?
Elbette değil.
Çünkü bazı insanlar için Ayasofya yalnızca bir bina değildir.
Taksim Camii yalnızca bir cami değildir.
Bunlar bir siyasi hafızanın, bir neslin hayallerinin ve yıllarca taşınan sembollerin karşılığıdır.
İşte tam burada MTTB’yi, Milli Gençlik Vakfı’nı, Milli Görüş’ü ve Erbakan’ı yeniden hatırlamak gerekiyor.
Çünkü bir siyasi hareketi sadece kurulduğu tarihten itibaren okumak, bazen hikayenin yarısını okumaktır.
AKParti’nin 14 Ağustos 2001’de kurulması, bazılarına göre yeni bir siyasi başlangıçtı.
Ama başka bir açıdan bakıldığında, geçmişten gelen uzun bir siyasi ve toplumsal birikimin yeni dönemde başka bir biçimde ortaya çıkmasıydı.
Belki de asıl mesele burada.
Erbakan’ın yapmak isteyip de kendi döneminin şartları içerisinde gerçekleştiremediği bazı hedeflerin, Erdoğan döneminde farklı yöntemlerle hayata geçirilmiş olması…
Bunu kimileri siyasi devamlılık olarak okuyabilir.
Kimileri tesadüf diyebilir.
Kimileri ise bunun bir öğrencinin hocasından aldığı fikri, kendi çağının şartlarına uyarlaması olduğunu düşünebilir.
Ama insan yine de sormadan edemiyor:
Bu kadar benzerlik gerçekten sadece tesadüf mü?
Bir tarafta yıllarca anlatılmış büyük bir Türkiye hayali…
Diğer tarafta o hayallerin bazı başlıklarının yıllar sonra başka bir siyasi anlayışla gerçekleştirilmesi…
Bir tarafta Erbakan…
Diğer tarafta Erdoğan…
Ve arada geçen onlarca yıl…
İşte benim “Erdoğan’ın Akşemseddin’i kim?” sorusunu sormamın sebebi de bu.
Çünkü Akşemseddin, Fatih’in yerine geçmedi.
Fatih’in tahtına oturmadı.
Ama onun zihninde büyük bir hedefin şekillenmesine katkı sundu.
Erbakan da Erdoğan’ın yerine geçmedi.
Ama onun siyasi yetişme döneminde önemli bir iz bıraktı.
Sonrası tarihin konusu.
Erdoğan, hocasının yolundan birebir gitmedi.
Kendi siyasi yolunu çizdi.
Kendi döneminin şartlarına göre yeni bir siyaset dili kurdu.
Ve bugün geldiğimiz noktada Erdoğan için “dünya lideri” ifadesini kullanan geniş bir siyasi çevre var.
Peki Erbakan’ın hayalleri Erdoğan döneminde gerçekleşti mi?
Bunu tarihçiler, siyasetçiler ve gelecek nesiller daha sağlıklı değerlendirecek.
Ama şurası tartışmasız:
Bugünün Türkiye’sini anlamak istiyorsanız sadece 2001’e bakamazsınız.
1970’lere de bakmanız gerekir.
MTTB’ye…
Milli Gençlik Vakfı’na…
Milli Görüş’e…
Erbakan’a…
Ve o yıllarda kurulan hayallere…
Çünkü bazen bir siyasi hareketin hikayesi, kurulduğu gün başlamaz.
Yıllar önce bir gencin zihnine bırakılan bir fikirle başlar.
AKParti’nin 25. kuruluş yıl dönümüne sayılı günler kala benim aklıma gelenler bunlar.
Belki de 25 yıllık AKParti hikayesinin anlamanın en ilginç yolu, AKParti’nin 25 yılını değil;
Erdoğan’ın 50 yıllık siyasi yolculuğunu okumaktır.
Ve o uzun yolculuğun bir yerinde mutlaka bir isim karşınıza çıkar:
Necmettin Erbakan.
Belki de sorunun cevabı tam burada saklıdır:
Erdoğan’ın Akşemseddin’i Erbakan’dı.
Ve tarih bazen bize şunu gösterir:
Bir hocanın kurduğu hayal, öğrencisinin çağında gerçeğe dönüşebilir.
#yatos
Yorumlar
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yaz
Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.

