Adıyaman’ı Kim Yönetiyor?

Atanmışları seçtiğimiz, seçtiklerimizin de kendilerini seçen millete değil; kendini seçtiklerine hesap verdiği bir şehir olan Adıyaman’dan ne bekliyoruz?
Adıyaman’ın yıllardır çözemediği en büyük mesele ne depremdir, ne işsizliktir, ne yatırım eksikliğidir.
Asıl mesele daha derindir. Yani:
İrade meselesidir.
Çünkü bu şehirde seçim sandığına gidiyoruz ama çoğu zaman kendi yöneticimizi değil, Genel Merkezlerin bizim adımıza belirlediği isimleri seçiyoruz.
Sonra o seçtiğimiz isimler Ankara’ya gidiyor.
Ankara’da birileriyle görüşüyor.
Birilerinin kapısını çalıyor.
Birilerinin işaretini bekliyor.
Ve sonunda dönüp Adıyaman’a “biz sizin için çalışıyoruz” diyor.
İyi de…
Kimin için çalışıyorsunuz?
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Adıyaman siyasetinin en büyük paradokslarından biri şu:
Biz seçilmişleri seçtiğimizi zannediyoruz.
Oysa çoğu zaman atanmışların arasından seçim yapıyoruz.
Milletvekili adayını millet belirlemiyor.
Belediye başkan adayını çoğu zaman teşkilatın tabanı belirlemiyor.
İl başkanını teşkilat belirlemiyor.
Sonra da ortaya çıkan sonuç üzerinden “Adıyaman neden gelişmiyor?” diye birbirimize soruyoruz.
Gelişmez!
Çünkü siyasetin temelinde millet yoksa, siyasetçinin önceliğinde de millet olmaz.
Bir siyasetçi kendisini halka borçlu hissetmiyorsa, hesabını da halka vermez.
Kendisini o makama getiren iradeye borçlu hisseder.
Ve işte o zaman siyaset, milletin hizmet aracı olmaktan çıkar;
birilerinin vekalet bürosuna dönüşür.
Daha acısı ise bundan sonra başlıyor.
Milletin oyuyla seçilenler, bir süre sonra kendi çevresinde yeni bir “siyaset sınıfı” oluşturmaya başlıyor.
Kendisine yakın olanı öne çıkarıyor.
Kendisini eleştirmeyeni yanında tutuyor.
Soru sormayanı makbul görüyor.
İtiraz edeni “düşman” ilan ediyor.
Ve zamanla ortaya tuhaf bir düzen çıkıyor:
Milletvekili, kendi milletvekilini seçiyor.
Belediye başkanı, kendi meclisini seçiyor.
İl başkanı, kendi siyasetçisini seçiyor.
Teşkilat, kendi teşkilatını seçiyor.
Sonra da herkes birbirini seçiyor.
Millet ise sadece sandık günü hatırlanıyor.
Sandık kapandıktan sonra vatandaşın görevi bitiyor.
Siyasetin görevi ise makam paylaşmaya başlıyor.
Burada meseleyi birkaç kişinin şahsına indirgemek büyük hata olur.
Çünkü mesele kişilerden çok sistemdir.
Bugün bir isim gider, yarın başka bir isim gelir.
Ama düzen aynı kalırsa sonuç değişmez.
İsimler değişir.
Koltuklar değişir.
Partiler değişir.
Afişler değişir.
Ama zihniyet değişmez.
Adıyaman’ın ihtiyacı da tam olarak budur:
İsim değişikliği değil, zihniyet değişikliği.
Milletin iradesini gerçekten merkeze alan bir siyaset.
Kendisine oy veren insanın kapısını seçimden seçime değil, her gün çalabilen bir siyasetçi.
“Beni kim seçti?” sorusuna cevabı “Millet” olan ve bunun gereğini makamda da sürdüren bir anlayış.
Bir başka büyük problemimiz daha var.
Adıyaman’da siyasetçiyi eleştirmek neredeyse düşmanlıkla eş değer görülüyor.
Oysa siyasetçi eleştirilecek.
Hem de çok eleştirilecek.
Çünkü elindeki makam şahsi mülkü değildir.
Milletin emanetidir.
Bir siyasetçi eleştirildiğinde savunmaya geçmek yerine dönüp kendisine şu soruyu sormalıdır:
“Acaba vatandaşın söylediğinde haklılık payı var mı?”
Ama bizde tam tersi oluyor.
Eleştiren kötü.
Sorgulayan kötü.
Hesap soran kötü.
Gazeteci kötü.
Vatandaş kötü.
İtiraz eden kötü.
Peki kim iyi?
Sessiz kalan.
İşte Adıyaman’ın asıl kaybettiği şey de budur.
Sessizlik.
Adıyaman’da yıllardır aynı hikayeyi izliyoruz.
Birileri Ankara’da güçlü olduğunu söylüyor.
Birileri “kapılarımız açık” diyor.
Birileri “Adıyaman için gece gündüz çalışıyoruz” diyor.
Ama vatandaş hala aynı soruları soruyor:
Neden yatırım yok?
Neden gençler gidiyor?
Neden şehir hala hak ettiği ekonomik güce ulaşamıyor?
Neden turizm potansiyelimiz değerlendirilemiyor?
Neden deprem sonrası şehirleşmede hala ortak bir gelecek vizyonu oluşturulamıyor?
Neden Adıyaman’ın meseleleri Ankara’da yeterince yüksek sesle konuşulmuyor?
Ve en önemlisi:
Neden Adıyaman’ın kendi siyasi ağırlığı yok?
Çünkü siyasi ağırlık, sadece kaç milletvekili çıkardığınızla ölçülmez.
Siyasi ağırlık;
sözünüzün ne kadar dinlendiğiyle ölçülür.
Adıyaman’ın artık yeni bir siyasi anlayışa ihtiyacı var.
Milletin seçtiği ama sonra milletten kopan vekillere değil;
milletin içinde kalan vekillere…
Kendisini birilerinin temsilcisi olarak görenlere değil;
Adıyaman’ın temsilcisi olduğunu unutmayanlara…
Koltukta oturduğu için güçlü olduğunu düşünenlere değil;
milletin gönlünde karşılığı olduğu için güçlü olanlara…
İhtiyacımız var.
Çünkü seçilmiş olmak başka şeydir.
Milletin temsilcisi olmak başka.
Bir insan sandıktan çıkabilir.
Ama milletin gönlünden çıkmadıysa, sadece bir makam kazanmıştır.
“Bizim adamımız kazansın.”
Bu cümle Adıyaman’ın başına gelebilecek en büyük kötülüklerden biridir.
Çünkü bizim adamımız diye seçtiğimiz kişi, yarın sadece kendi adamlarını getirirse;
bizim adamımız olmaktan çıkar.
Biz artık “bizim adamımız” aramamalıyız.
Bizim hakkımızı savunacak adamı aramalıyız.
Bizim akrabamız olmasına gerek yok.
Bizim hemşehrimiz olması bile yetmez.
Bizim mahalleden çıkması hiç önemli değil.
Önemli olan;
Adıyaman’ın hakkını Ankara’da savunabilmesi.
Yanlış gördüğünde “yanlış” diyebilmesi.
Kendi partisinin yanlışına da itiraz edebilmesi.
Kendi liderinin karşısında bile Adıyaman’ın hakkını savunabilmesi.
Ve gerektiğinde kendi koltuğunu riske atıp milletin hakkını koruyabilmesi.
İşte siyaset budur.
Gerisi makam mühendisliğidir.
Ankara bizim başkentimizdir.
Devletin merkezidir.
Elbette Ankara ile güçlü ilişkilerimiz olacak.
Ama Adıyaman’ın kaderini sadece Ankara’daki birkaç kişinin tercihleri belirlememeli.
Adıyaman’ın siyasi iradesi Adıyaman’da oluşmalı.
Adayını Adıyaman konuşmalı.
Yöneticisini Adıyaman sorgulamalı.
Vekilini Adıyaman denetlemeli.
Ve siyasetçi şunu bilmeli:
Bu şehir seni seçtiyse, seni her şartta desteklemek zorunda değil.
Millet seni seçti diye sana ömür boyu vekalet vermedi.
Her seçim yeni bir muhasebedir.
Her dönem yeni bir imtihandır.
Her makam geçicidir.
Velhasıl…
Atanmışları seçtiğimiz,
seçtiklerimizin de kendilerine vekil tayin ettiği,
ve o vekillerin zamanla milletin yerine birbirlerine hesap verdiği bir düzenden Adıyaman’a hayır gelmez.
Bu düzen böyle devam ettiği sürece;
partilerin tabelaları değişir,
isimler değişir,
koltuk sahipleri değişir,
ama Adıyaman’ın kaderi değişmez.
Çünkü mesele kimin seçildiği değil;
kimin kimi seçtiği meselesidir.
Adıyaman artık başkalarının seçtiği isimler arasından tercih yapmak zorunda bırakılmamalı.
Bu şehir kendi iradesini ortaya koymalı.
Siyasetçi millete rağmen değil, millet sayesinde makamda olduğunu hatırlamalı.
Ve belki de artık Adıyaman siyasetinin duvarına şu cümleyi asmanın zamanı gelmiştir:
“Bizi temsil etmeyen hiçbir makam, bizim makamımız değildir.”
Çünkü Adıyaman’ın artık vekile değil,
gerçek bir iradeye ihtiyacı var.
Yorumlar
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorum Yaz
Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.

