reklamalanı1
Reklam
Köşe Yazıları

Adıyaman’ın İçindeki Putlar

Yakup TosunYakup Tosun
16 Ağustos 2026 13:00
201 görüntülenme
Adıyaman’ın İçindeki Putlar

Bir şehri yeniden inşa etmek kolaydır; asıl mesele, o şehrin insanının içindeki enkazı kaldırabilmektir.

Dizlerimize kadar battık kendi içimizdeki çamura çünkü.

Ellerimizde nasırlar, alnımızda 6 Şubat’ın taşından, toprağından kalan toz…

Kaç kez vurduk ve seslendik enkaza, kaç kere enkazın altında kaldık, bilmiyorum.

Kaç evimizi yıktı deprem, kaç hayalimizi yeniden ayağa kaldırdık? Kaçını toprağa gömdük içimizde, kaçını yeniden dirilttik?

Bunların cevabını dahi hala tam olarak gerçekten bilmiyoruz.

Çünkü 6 Şubat sadece binaları yıkmadı.

Bir şehrin hafızasını sarstı.

İnsanların birbirine olan güvenini sınadı.

Kimin gerçekten dost, kimin sadece kalabalıkta yanında olduğunu gösterdi.

Ve belki de en önemlisi, hepimizi kendi içimizle baş başa bıraktı.

Şimdi sormak gerekiyor:

Ey! Adıyaman, hala mı temizlenmedi içimizdeki putlar?

Put deyince aklımıza sadece taştan yapılmış heykeller gelmesin.

İnsanın içinde de putlar vardır.

Kimi zaman korkudur o put.

Kimi zaman makam…

Kimi zaman para, çıkar, itibar…

Kimi zaman bir koltuk uğruna susmak, bir menfaat uğruna eğilmek, yanlış olduğunu bildiğin halde “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demektir.

Bazen de bir insanı olduğundan büyük görüp, doğruyu yanlıştan ayıramayacak kadar ona bağlanmaktır.

İşte insanın en tehlikeli putları bunlardır.

Çünkü taş olan putu kırmak kolaydır.

Asıl zor olan, insanın kendi içinde büyüttüğü putu fark etmesidir.

Adıyaman bugün yeniden kuruluyor.

Binalar yükseliyor.

Caddeler değişiyor.

Meydanlar düzenleniyor.

Yeni bir şehir ortaya çıkıyor.

Ama bir şehri yalnızca betonla ayağa kaldırabilir miyiz?

Hayır.

Çünkü şehir dediğimiz şey sadece binalardan ibaret değildir.

Şehir; insan demektir.

Hafıza demektir.

Komşuluk demektir.

Güven demektir.

Vicdan demektir.

Adalet demektir.

Eğer yeni binaların içinde eski korkularımız, eski hesaplarımız, eski suskunluklarımız yaşamaya devam edecekse, biz sadece betonları yenilemiş oluruz.

Şehri değil.

6 Şubat bize çok ağır bir ders verdi.

Bir gecede “benim” dediğimiz ne varsa elimizden gidebildiğini gördük.

Evlerimizi kaybettik.

Yakınlarımızı kaybettik.

Anılarımızı kaybettik.

Bazılarımız doğup büyüdüğü sokağın yerinde artık başka bir manzara görüyor.

Bazılarımız bir daha hiç dönmeyecek insanların ardından bakıyor.

Ve bütün bunların ardından insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:

“Ben neyin peşindeyim?”

Makamın mı?

Paranın mı?

Şöhretin mi?

Birilerinin alkışının mı?

Yoksa gerçekten insan olmanın mı?

Çünkü deprem bize gösterdi ki hayat, üzerinde plan yaptığımız kadar uzun değil.

Bir gecede bütün hesaplar kapanabiliyor.

Bir sabah uyandığımızda, dün uğruna birbirimizi kırdığımız şeylerin hiçbir anlamı kalmayabiliyor.

Belki de bugün Adıyaman’ın en büyük ihtiyacı yeni binalar kadar yeni bir vicdandır.

Korkmadan konuşabilen insanlar…

Haksızlık karşısında susmayan insanlar…

Gücü eline geçirdiğinde geçmişini unutmayan insanlar…

Makam değişince dostunu değiştirmeyen insanlar…

Çıkarı için hakikati eğip bükmeyen insanlar…

Çünkü bir şehirde binalar sağlam olabilir ama vicdanlar çökmüşse, orada hala bir enkaz vardır.

Üstelik o enkazı kaldıracak hiçbir kepçe yoktur.

Bir baltayla kaç put yıkılır?

Bir zihinde kaç put yaşar?

Bilmiyorum.

Ama bildiğim bir şey var:

Başkasının putunu göstermek kolaydır. Kendi putunun karşısına geçmek zordur.

Herkes başkasının yanlışını konuşabilir.

Herkes başkasının hesabını sorabilir.

Herkes “Şu değişmeli, bu düzelmeli” diyebilir.

Ama insanın aynanın karşısına geçip:

“Ben nerede yanlış yaptım?”

diye sorması çok daha zordur.

Belki de gerçek değişim tam burada başlıyor.

Bugün Adıyaman’ın yeniden ayağa kalkmasını konuşuyoruz.

Haklıyız.

Ama sadece binaları değil, insanı da yeniden inşa etmek zorundayız.

Çünkü yarın yeni şehirde eski alışkanlıklarla yaşamaya devam edersek, geçmişin enkazını geleceğe taşımış oluruz.

Yeni caddeler eski zihniyetlere yetmez.

Yeni binalar eski korkuları ortadan kaldırmaz.

Yeni meydanlar eski suskunlukları temizlemez.

Bunun için önce insanın kendisine dokunması gerekir.

Kibirden başlamalı.

Korkuyla yüzleşmeli.

Çıkarı sorgulamalı.

Suskunluğu bozmalı.

Ve en sonunda kendi nefsinin karşısına geçip, elindeki baltayı kendisine çevirebilmeli.

Belki de İbrahim’in baltası bugün elimizde değil.

Ama hepimizin içinde bir balta var.

Onun adı vicdan.

Bir de o baltayı kaldıracak cesaret…

İşte Adıyaman’ın asıl yeniden doğuşu belki de burada başlayacak.

Çünkü bazı enkazlar kepçeyle kaldırılmaz.

Bazı duvarlar iş makineleriyle yıkılmaz.

Bazı putlar taş değildir.

Onları ancak insan kendi elleriyle yıkar.

Ve belki de artık sormamız gereken soru şu:

“Adıyaman ne zaman ayağa kalkacak?” değil.

“Biz ne zaman ayağa kalkacağız?”

Çünkü şehir, insanıyla ayağa kalkar.

İnsan ise önce kendi içindeki enkazı kaldırdığında…

Velhasıl;

Adıyaman’ın yeniden ayağa kalkması, sadece taşların üst üste konulmasıyla değil, içimizde yıllardır büyüttüğümüz putların birer birer devrilmesiyle mümkün olacak.

Belki o gün yeni bir şehir kurmuş olmayacağız.

Yeni bir Adıyaman kurmuş olacağız.


#yatos

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz

Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.